Ekonomik ve sosyal yükümlülüklerin altında köle olmak zorunda kalıp da, efendilerinden eşya ve hayvan gibi muamele görenler köle değildir. Gerçek anlamda köleler, ekonomik ve sosyal durumları onları köleliğe zorlamadığı halde, kendi istekleriyle köle olmaya koşanlardır. Bu anlamdaki köleler, saraylara ve çiftliklere sahiptirler. Ellerinde yeteri kadar mal ve servet vardır.
İşte gerçek köleler, kendi arzuları ile esareti kabul eden bu zavallılar güruhudur. Bu adamlar özgürlükten ürkerler ve şeref bu adamlara ağır gelir. Onlar için, kuşandıkları hizmetkârlık kemeri ve giydikleri altın yaldızlı kapıcı elbisesi, öğünme işareti olarak yeterlidir. Boyunduruk zincirleri kafalarında değil benliklerindedir. Bu adamlar başıboş bırakılacak olursalar, hayatın akışı içinde kaybolurlar. Sosyal hayatın kalabalığı içinde ve zorlukları arasında şaşırıp kalırlar. Bu gerçek köleler böylesine basit olmalarına rağmen zalim ve gaddardırlar. Özgür olanlara karşı güçlü ve katı yürekli olup, onları yok etmek için arzu duyarlar. Onlara baskı ve işkence yapmaktan ve yaptırmaktan hoşlanırlar. Onlar, özgür insanları özgürlüğe iten etkenlerin ne olduğunu bilmezler ve bilmekte istemezler.
Özgürlük için uğraşmayı isyan; yükselme ve kurtuluş arzusunu başkaldırma; izzet ve şeref isteğini suç sanırlar.
Bu yüzdende içlerindeki intikam duygularını esirler kafilesinde kendileri gibi yürümeyen onurlu ve özgür kimselere zulmederek açığa dökerler...
Fakat ne olursa olsun istikbal özgür olanlarındır. Evet, istikbal ne kölelerin, ne de ayakları altında yuvarlandıkları efendilerindir. Evet, istikbal ancak özgür olanlarındır. Çünkü insanlığın özgürlük için yaptığı mücadeleden hiçbiri boşa gitmemiştir.
Evet, bugünlerde kölelerin sayısı çoğalmaktadır... Fakat özgür olanların sayı ve ölçüleri de kat kat artmakta Dünya gün geçtikçe esaretten nefret ederek özgürlük kervanına katılmaktadır. Bütün engellere rağmen özgürlük kervanı bütün hızı ile ilerliyor. Cellâtlar bu kervanın hızını durdurmak yahut köleleri üzerine saldırtarak dağıtmak için boşuna uğraşıyor. Geçmişin bütün tecrübeleri, esaretle özgürlük arasında meydana gelen savaşlarda, üstünlüğün ve zaferin daima özgürlükten yana olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Özgürlüğün yumruğu, zulüm karşısında kanayabilir. Fakat öldürücü darbeler daima onundur.
Çünkü özgürlük, geleceğin zirvesinde en yüce ideal, esaret ise geçmişin karanlıklarına gömülmüş sapık bir dönüştür. Esaret kafilesi, her zaman özgürlük kervanının yolunu kesmeye çalışmışsa da, bütün kıtalara hâkim olduğu zamanlarda bile birkaç özgürlük öncüsünün dahi önüne geçememiştir. Bu kesin hükmün ifade ettiği gerçeğin yanı sıra bir başka gerçek daha vardır.
O da, özgürlük kervanının gayesi uğrunda saldırılara maruz kalarak bir çok kurban vermesi, bazı özgür kimselerin gerçek kölelerin hedefi olması gerçeğidir. Özgürlüğün hiç şüphesiz bir karşılığı vardır. Esaretin 'esaret' olabilmek için kurbanlar verdiği gibi, özgürlükte özgürlük olabilmek için kurbanlar vermesin mi?
Özgürlüğün yükümlülüğünden kaçanlar, şeref ve üstünlüğün sonucundan korkanlar, yüzlerini başkalarının ayakları altında toprağa sürenler; Kutsal emanetlerine, manevi değerlerine, İnsanlıklarına, milletinin geçmişte yapmış olduğu fedakârlıklara, İnsanlığın özgürlük ve kurtuluş için harcamış olduğu emeklere karşı ihanet edenler, dönüp tarihin ibret veren geçmişine ve içinde yaşadığımız yakın olaylara baksınlar. Ve her zaman tekerrür eden tarihi misaller üzerinde derin derin düşünsünler...
Misaller, zillet ve alçalma vergisinin, şerefli olmaktan çok daha pahalı, özgürlük yükümlülüğünden çok daha az olduğunu göstermektedir. Ölmeye hazır olanlara hiç şüphesiz hayat bahşedilir. Fakirlikten korkmayanlar yeteri kadar rızıklandırılır. Saltanat ve nüfuzlu kişilerden korkmayanlardan, saltanat ve nüfuzlu kişiler korkar. Bugün elimizde, vicdanlarını satan, kutsal emanetlerine ihanet eden, gerçeği örterek yerlerde sürünen insanlar ile rezaleti ve alçalmayı kabul etmeyen ve ihanete razı olmayan, şereflerini ve mertliklerini fedakârca satmayan örnek kimseler vardır. Bütün bunlar birer gerçektir. Sonuç bellidir, açıktır ve yol aydınlıktır. Esaret kafilesinin hizmetkârlık kemerini kuşanmış ve altın yaldızlı kapıcı elbisesi giyinmiş kölelerine bakalım.
Özgürlük kervanına ve beraberinde yürüyen fedakârlara, kahramanlık madalyasının süslediği alınlara, şerefin kabarttığı göğüslere de bakalım; Dikenlerle dolu yoldan yürüyen şanlı kervanı takip ederek, kesin olduğuna inandığımız sonucu bekleyelim.
Hiç şüphesiz sonuç sabredenlerindir.
Seyyid Kutub
HÜRLER ve GERÇEK KÖLELER
sürgün ülkeden başkentler başkentine
SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Sezai Karakoç
(Zamana Adanmış Sözler)
Bir 7.65’liğim bile yok
yaşasın konfederasyon!
yaşasın kamçılar ve köleler!
çünkü siyahları sevsem de,
lincoln’ın bir yalancı olduğunu biliyorum.
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
çiftçiler ,marilyn monroe,bağdat
dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa
burada şehremini’de
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak.
kimim ben
nerden gelip nereye gidiyorum
bunun ne önemi var
mossad besliyor kafka’yı
zen’i amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup,
ortadoğu’yu ateşe vermek istiyorlar.
ikilem
üçlem ve dörtlemler
alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri
‘hiç akletmezmisiniz’
hayır etmeyiz!
felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi
eylemi de aldı içine
eylemi aldı bizden
ve ateşler içre bağdat’ın orta yerinde,
çırılçıplak kalakaldık işte
dengeler adına silahsız
dengeler adına şahsiyetsiz
miskin,geveze,entelektüel..
dengeler adına vuramadı kim vuramadıysa
dengeler adına şair yaptılar bizi
hakan albayrak
Gençler!
“Biz insanları ALLAHın mesajına/rehberliğine çağırıyoruz; zira o, mesajların en yücesidir. Biz insanları İSLAM düşüncesine davet ediyoruz; çünkü o; en güçlü ve en tutarlı düşüncedir. Biz insanlara KURANın hükümlerini takdim ediyoruz; çünkü o, hükümlerin en adilidir. Bütün insanlık böyle bir davete muhtaçtır. Meydana gelen her olay, onun gelmesini kolaylaştırıyor ve ona yol hazırlıyor. ALLAHa hamd olsun, bizler kişisel bütün isteklerden, bireysel tüm menfaatlerden uzak duruyoruz. ALLAH rızasından başka hiçbir gayemiz yoktur. Bizim gerçekleştirmeye çalıştığımız şey, ALLAHın destek ve yardımını kazanmaktır; çünkü Onun yardımcı olduğu kimseye hiçbir kimse galip gelemez. İnsanlığın böyle bir davaya muhtaç olması davamızı güçlü, ALLAHın yardımı ve dostluğu da gayemizi yüce kılan en büyük sebeplerdir. ALLAH her zaman galiptir; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Gençler! Gevşemeyin, üzülmeyin; çünkü siz, sizden önce YÜCE ALLAHın davasını bize kadar omuzlarında taşıyankimselerden daha zayıf ve kuvvetsiz değilsiniz. ALLAHın şu ayetini hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayınız:
ONLAR Kİ; HALK KENDİLERİNE, ‘İNSANLAR SİZE KARŞI ORDU TOPLAMIŞLAR ONLARDAN KORKUN!’ DEYİNCE, BU SÖZ ONLARIN İMANINI ARTIRDI VE ‘ALLAH BİZE YETER. O, NE GÜZEL VEKİLDİR’ DEDİLER. Al-i İmran 173
Nefslerimizi terbiye edeceğiz ki MÜSLÜMAN bireyler olalım. Evlerimizi terbiye edeceğiz ki MÜSLÜMAN aileler olalım. Toplumumuzu terbiye edeceğiz ki MÜSLÜMAN bir toplum olalım ve bu toplumdan İSLAMİ bir hükümet oluşsun. Bizler, belirlediğimiz hedeflerimize, ALLAHın yardımı ve izniyle ulaşıncaya kadar bu yolda yürümeye devam edeceğiz ve yolun sonuna varmaya çalışacağız.
ALLAHIN NURUNU AĞIZLARIYLA SÖNDÜRMEK İSTİYORLAR. HALBUKİ KAFİRLER HOŞLANMASA DA ALLAH, NURUNU MUTLAKA TAMAMLAYACAKTIR. Tevbe 32
Bunun için de sarsılmaz bir iman, durmak bilmeyen bir çalışma, sarsılmayan bir güven ve ALLAH yolunda şehid olduğu günü en mutlu gün bilen ruhlar hazırladık.
İşte ancak böyle bir ruh, ümitsizliğin insan nefsinde yaptığı tahribatlar karşısında güven tohumları ekebilir, ümit gülleri açtırabilir ve İSLAMın zaferine insanları inandırabilir.”
Hasan el-Benna
Eli kalem tutanlar ...
Eli kalem tutanlar çok şey yapabilirler. Yalnız bir şartla; gerektiğinde kendileri ölmek, düşüncelerini et ve kanlarıyla beslemek, hak bildiklerini söylemekten çekinmemek şartıyla. Söz ve düşüncelerimiz ölü birer ceset gibidir. Onu ancak kanlarımızla besler ve gerektiğinde ALLAH yolunda ölürsek dipdiri ayağa kalkacak, canlılar arasında yaşayacaktır. SEYYİD KUTUB
mükafatın en güzeli...
BEN SİZDEN ERKEK VEYA KADIN HİÇBİR ÇALIŞANIN AMELİNİ ZAYİ ETMEM. SİZ BİRBİRİNİZDENSİNİZ. HİCRET EDENLER, MEMLEKETLERİNDEN ÇIKARILANLAR, BENİM YOLUMDA İŞKENCE EDİLENLER, SAVAŞAN VE ÖLDÜRÜLENLERİN ELBETTE GÜNAHLARINI ÖRTECEĞİM VE ONLARI ALT TARAFINDAN IRMAKLARIN AKTIĞI CENNETLERE GİRDİRECEĞİM. ALLAH KATINDA MÜKAFAT OLARAK… MÜKAFATIN EN GÜZELİ ALLAH KATINDADIR!!! 3/195
Kur'an'ı Hem Kalemiyle Hem Hayatıyla Tefsir Eden Bir Müc
Aziz Şehid Prof.Dr.Seyyid Kutub'un Şehadeti'nin 40. yıldönümünde kutlu imamı vefa ve sonsuz minnetle anıyor,O'na ve İslam'ın tüm şehidleriyle olan ahdimizi, misakımızı bir kez daha tazeliyoruz.
Çağdaş Firavun Nasır'ın mahkeme heyeti onu idama mahkum ettiğinde Üstad'ın ağzından şu sözler dökülmüştü: "Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk'ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah'a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım.Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem.Namazda Allah'ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır"
ŞEHADETİN KUTLU OLSUN EY ŞEHİD!
kehf 28
“Nefsini sabah akşam, rızasını isteyerek RABBlerine yalvaranlarla beraber tut. (onlarla beraber bulunmaya çalış). Gözlerin –dünya hayatının süsünü isteyerek- onlardan başka bir yere sapmasın. Kalbini Bizi anmakla alıkoyup, nefsinin arzusuna uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye itaat etme.”
Kehf 28
BU YOL, ÖYLE BİR YOLDUR Kİ, TATLI VE HAFİF RÜZGAR
TEHLİKELERİYLE YANAKLARI YARALANAN VE İPEĞE DOKUNMAKLA
PARMAK UÇLARI KANAYAN KİMSE BU YOLDA YÜRÜYEMEZ! YARINKİ
RIZKINDAN VE HAYATINAN KORKAN KİMSELER BU YOLDA
YÜRÜYEMEZ…



